YEREL

Aslan Karadayı Yazdı: Bir Sofrada Buluşan Üç Kıta, Bir Güven Duygusu

Yazar Aslan Karadayı, kaleme aldığı son yazısında şehir hayatının insanı yoran kaosundan uzak bir dost buluşmasını ve bu buluşmada anlatılan çarpıcı bir anıyı okurla paylaştı. Doğanın içinde, sakin bir bahçe evinde geçen sohbet; Türkiye’den Afrika’ya uzanan güçlü bir insan hikâyesine dönüştü.

Tıp fakültesinde akademisyen olan Prof. Erdem, şehir dışında yer alan bahçe evinde dostlarını ağırladı. Kiraz, erik ve kayısı ağaçlarının çevrelediği avluda kurulan sofrada Nuri, Kadir, Oğuz ve Erdem bir araya geldi. Yemeklerin ardından semaver yakıldı, radyodan yükselen türküler eşliğinde sohbet derinleşti. Günün kavurucu sıcaklığını geride bırakan bozkır gecesi, serinliğiyle buluşmaya huzur kattı.

Sohbet sırasında sözü alan Oğuz, Afrika’da yaşadığı dikkat çekici bir anıyı paylaştı. Üniversitede veterinerlik eğitimi aldıktan sonra özel sektörde dış ticaret alanında çalışan Oğuz, bir iş seyahati için Fildişi Sahili’nin başkenti Abidjan’da bulunduğu sırada yaşananları anlattı. Türkiye’de eğitim almış ve Türkçe bilen yerel bir isimle şehirde dolaşırken, yolları Kenyalı genç bir adamla kesişti.

İngilizce konuşan ve Libya’da çalıştıktan sonra Gana’ya geçmeye çalışan genç, Oğuz’un Türk olduğunu öğrenince büyük bir güvenle “Sen bana yardım edersin” dedi. Bu söz, sohbette bulunanlar arasında derin bir tartışmanın da kapısını araladı. Oğuz’un anlattıkları, yalnızca bireysel bir karşılaşma değil; Türkiye algısı, güven duygusu ve küresel ilişkiler üzerine güçlü bir sembol olarak değerlendirildi.

Sohbete katılanlar, Afrika’daki sömürge geçmişinden dil farklılıklarına, göç yollarından insanların hayatta kalma mücadelesine kadar pek çok başlığı masaya yatırdı. Avukat Kadir, yaşanan karşılaşmanın tesadüf olmadığını vurgularken; Prof. Erdem ise bu güvenin ırksal değil, kültürel ve tarihsel bir arka plana dayandığını ifade etti.

Hikâye, Abidjan’da bir Lübnan restoranında kurulan sofrayla son buldu. Farklı coğrafyalardan gelen insanların aynı masada buluştuğu o an, Karadayı’nın satırlarında sembolik bir anlam kazandı. Yazı, “sofra kurmanın” yalnızca yemek paylaşmak değil, güveni, kaderi ve insanlığı paylaşmak olduğuna dikkat çekerek noktalandı.

Aslan Karadayı’nın kaleminden çıkan bu anlatı, sıradan bir dost sohbetinden yola çıkarak, Türkiye’nin dünyadaki algısına ve insan ilişkilerindeki sessiz ama güçlü bağlara ışık tutuyor.