Ancak belki de asıl sorulması gereken soru farklıdır: Sistem gerçekten çöküyor mu, yoksa bilinçli olarak yeniden mi tasarlanıyor?
Bugün yaşananlar, klasik ekonomik kriz döngülerine benzemiyor.
1929, 1973 ya da 2008 krizlerinde sistem sarsıldı, ancak temel mimari korunmaya çalışıldı. Bugün ise ilk kez sistemin kendisi tartışmaya açılmış durumda.
Bu tesadüf olmayabilir.
Çünkü finansal sistem, tarih boyunca yalnızca ekonomik bir araç olmadı. Aynı zamanda küresel güç mimarisinin en kritik bileşeni oldu. Para, borç ve sermaye akışı; devletlerin askeri gücünden bile daha etkili bir kontrol mekanizması haline geldi.
Son 20 yılda yaşanan gelişmeler, finansın artık açık bir jeopolitik silah olarak kullanıldığını gösteriyor. Yaptırımlar, rezerv dondurmaları, ödeme sistemlerinden çıkarma kararları… Bunlar finansal karar değil, stratejik güç hamleleridir.
Bu noktada “derin finans mimarisi” tartışması kaçınılmaz hale geliyor.
Küresel finans sisteminin merkezinde yalnızca devletler yok. Ulusüstü finans kurumları, dev fonlar, yatırım bankaları ve teknoloji-finans entegrasyonu; yeni bir güç ağı oluşturmuş durumda. Bu ağ, klasik ulus devlet yapılarından daha uzun vadeli stratejilerle hareket edebiliyor.
Bugün dünyada para politikalarının giderek birbirine benzemesi, kriz dönemlerinde koordineli likidite genişlemeleri ve küresel sermaye yönlendirmeleri; sistemin tamamen dağınık olmadığını, aksine belirli bir yönelim içinde ilerlediğini düşündürüyor.
Bu bağlamda dijital para projeleri, belki de modern finans tarihinin en büyük dönüşüm aracı olabilir.
Dijital para; sadece ödeme sistemi değildir.
Veridir.
Kontroldür.
Finansal davranışın gerçek zamanlı izlenmesidir.
Bu nedenle dijital parasal dönüşüm, ekonomik olmaktan çok politik bir projedir.
Türkiye Bu Resmin Neresinde?
Türkiye gibi orta büyüklükte ama stratejik konumda olan ülkeler için bu dönüşüm hem risk hem fırsat içeriyor.
Risk kısmı açık.
Küresel finans sisteminin bloklara ayrılması, sermaye akışlarını politik hale getirebilir. Bu durum, gelişmekte olan ekonomilerin dış finansmana erişimini zorlaştırabilir.
Ancak fırsat tarafı daha az konuşuluyor.
Çok kutuplu finans dünyası, bölgesel güçlere daha fazla hareket alanı açabilir. Enerji koridorları, üretim kapasitesi, lojistik ağlar ve genç nüfus; Türkiye gibi ülkeleri yeni finansal düzende önemli oyuncular haline getirebilir.
Özellikle enerji-finans-jeopolitik üçgeninde Türkiye’nin önümüzdeki 20 yılda daha kritik bir rol üstlenmesi şaşırtıcı olmayacaktır.
Yeni Küresel Düzen Sessizce Kuruluyor Olabilir mi!
Bugün yaşanan dönüşümün en dikkat çekici yönü, bunun açık bir küresel anlaşma ile değil, krizler üzerinden ilerlemesi.
Pandemi.
Enerji şokları.
Tedarik zinciri kırılmaları.
Bölgesel savaşlar.
Finansal sıkılaşma dalgaları.
Tüm bu gelişmeler, eski sistemin sürdürülemez olduğunu gösterirken, yeni sistem için zemin hazırlıyor olabilir.
Belki de dünya, tarihte ilk kez finansal sistemini büyük bir küresel savaş olmadan yeniden tasarlıyor.
Asıl Soru!
Bugün tartışılması gereken mesele, finansal sistemin çöküp çökmeyeceği değil.
Asıl mesele şudur:
Yeni sistem kim tarafından, hangi kurallarla ve kimin çıkarına göre kurulacak?
Çünkü finans, artık ekonomi değil.
Finans, güçtür.
Ve güç, boşluk kabul etmez.




