Sınıf on line.….
Sınıf kavramını hafızalardan silmeye çalışmışlardı, virüs bulaştırmışlardı, devre dışı bırakmışlardı ama pandemi ve hayat pahalılığı karşısında hayatta kalabilmek çabası hayat kavgasına dönüştüğünde, haliyle sınıf kavgası da yeniden programlanıyor, yeniden yükleniyor, kısaca çevrim içi…
Ama bunun içindekileri okumak gerekir.
Çünkü sınıf bilinci yeni bir kavrayış değil, Bunun içselleştirme güçlük çekilen bir yanı vicdanlı bir kapitalizmin , vicdansız bir hale geldiğini görmekle yetinen bir hal.
Liberalizmin pençesinde bir elinde din , bir elinde hamaset ile dillenen bir iktidarlar hegemonyasına dönük , sadece öncül bir mücadele gösterenlerinsayısı gittikçede azalıyor..
Türkiye’de siyasetin açılımcı zenginliği, ideolojinin döngüsel kısırlığını oluşturur.Sınıf çelişkilerini hafifletme şansı olmayan düzen, siyaset alanının önemini sürekli olarak yeniden üretiyor. Bu nedenle siyaset, Türkiye’de bir anlamda ideolojinin üstbelirleyicisi olarak çalışıyor.İşçi hareketi 1977’de zirveye ulaşmış, sonrasında ise gerilemeye başlamıştı. 1970’lerle birlikte sermaye gittikçe artan bir şiddet dozajıyla birlikte işçi sınıfının mevzilerini geriletmenin savaşımını başlatmıştı.
1979 ortalarından sonra TİSK, TOB, işverenlerin militan örgütü MESS (o dönemde Başkam T. Özal idi.) ve TÜSİAD hep birlikte işçilere karşı saldırıya geçmişlerdi. Bu kuruluşların sendikal mücadeleye ilişkin taleplerinin neredeyse tamamı 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Anayasa’ya da yasa hükmü olacaktı.
Sonrasında 24 Ocak kararlan ile zararlı bir biçimde gündeme gelen yeni ekonomik paket, işçi sınıfının ve diğer kesimlerin ekonomik ve siyasal kazanımlarının sadece geçici olarak bastırılmasını değil, kalıcı bir biçimde geriletilmesini gereksiniyordu.
Hep açlığın konuşulduğu bir memlekette, hafızalarda din, mezhep, milliyet ikinci plana düşer, açlık çekenler sınıfı bir numara olur. Ezilenleri kimlikleri üzerinden birbirine düşman etme, kutuplaştırma siyasetleri boşa çıkar. Ki AKP’nin en iyi bildiği siyaset buydu ve böyle güç kazanmıştı ve şimdi o kitle gücü de eriyor.
12 Mart faşizmi öncesinde generaller “sosyal uyanış ekonomik gelişmeyi aştı” gerekçesini ileri sürmüşlerdi. Şimdi MGK’nin ekonomiyi bir güvenlik sorunu olarak ilan etmesinin gerekçesi, açıkça dile getirilmese de “sosyal açlık ekonomik gelişmeyi aştı” tespitinden kaynaklanıyor olabilir.
Peki, toplumdaki genel huzursuzluk ve öfke kendiliğinden bir solculuk sayılabilir mi? Maalesef ezilen sınıflar öfkeli ve çaresizler diye otomatik bir solculaşma olmuyor. Olamaz. Çünkü yoksullar vaatler kataloguna kulak asmıyorlar, dertlerine derman arıyorlar.
Sol adına dile getirilen talepler ete kemiğe bürünmedikçe dikkate almaları mümkün değil, onların tek derdi hayat kavgasında ayakta kalabilmek. Dertlerine ne derman olacaksa önce bunların gerçekleşmesini istiyorlar. Artık “inançlı” kalmalarının yetmediği biliyorlar, ne olursa olsun yeter ki dertlerine çare olarak söylenenler “inandırıcı” olsun istiyorlar. Velhasıl, birileri gelsin bizi örgütlesin peşinde değiller.
İşçi sınıfı bilinci’ kavramı son dönemlerde sosyal bilimler araştırmalarının gündeminden düşmüş durumdadır.Özellikle 1980’lerden sonra tüm dünyada egemen olan ideolojik tercihlerin bir yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bakın işte AKP’nin en yoksul kesimden aldığı oy oranı yüzde 54’ten yüzde 21’e düşmüş durumda. Bu yüzden uzun vadeli tedbirlerden bile söz edemiyorlar, kısa vadeli, asgari ücret gibi aldatıcı hamlelerden medet umuyorlar. Asgari ücret ise azami aldatmacadır.
Neden sınıf diyoruz! İşçilerin kolektif olarak hareket etmeye zorlandıklarını söylemiştik. Buna eklememiz gereken diğer nokta, işçilerin bunu en geniş ölçekte yapmaya en elverişli sınıfı da oluşturduklarıdır.
Yirmi yıl önce krizle geldiler şimdi krizle gidecekler. Faizi, enflasyonu, döviz kurunu,borsayı mıncıklarken her bir şeyi tarumar ettiler.Son bir yılda işçi sınıfı çeşitli saldırıların hedefi oldu. Bu saldırılar, taşeronlaştırma, işsizlik, iş cinayetleri, ücretlerdeki düşüklük, sendikal örgütlenmenin engellenmesi, hak arayan işçilere polis müdahalesi, grev yasaklaması, sürgün, işten çıkarma, angarya çalıştırma, kıdem tazminatına göz dikme daha çokça fazlası..Gerilim siyasetiyle emekçileri yanlış eksenlerde kutuplaştırma bugün de yeni biçimlerle devam ettirilmektedir.
İşte bu sürecin yayılmasına zemin hazırlayanda, köyden kente akan ve modern ilişkiler ile geleneksel yaşam arasında bocalayan, kendisine benzer olanlar üzerinden siyasal tercihlerini yansıtmak isteyen geniş dindar kitlelerden büyük bir destek görmüştür.Bu noktada önemli olan emekçi kitlelerde biriken hoşnutsuzluğu büyüterek açığa çıkartmak ve bunu doğru kanallara yönlendirebilmektir.
Velhasıl, birileri gelsin bizi örgütlesin peşinde değiller. Öyleyse çözüm de, gidip onları örgütleyelim demek değil, onlarla birlikte örgütlenmek, onların olduğu yerde, onların dertleriyle, onların hayatta kalma kavgalarıyla birlikte direnmek. Çünkü sınıf mücadelesi On line!!!