Hâlâ kefenin cebi yok!
I. Süleyman çok bilinen adıyla Kanuni Sultan Süleyman, Osmanlı İmparatorluğu’nun yükselme devrindeki en önemli isim. Bu yüzden “muhteşem” sıfatı var isminin önünde. Onun yaptıkları tarih sayfalarında her zaman yerini almış. 16. yüzyılda yaşamış olan Kanuni Sultan Süleyman’a atfedilen bir vasiyet ondan bahsetmeme sebep. Vasiyetin birinci cümlesi “İçinde Ebussud Efendi’nin fetvalarını koyduğum bu sandıkla gömün beni.” Bu sandığı görünce şeyhülislam Ebussud Efendi “Hey büyük Sultan, sen Allah katında kendini temize çıkardın, mesuliyeti bize yıktın, biz bunun altından nasıl kalkacağız bakalım?” diyerek ağlamış. Vasiyetin ikinci cümlesi “Tabutun dışına ellerimi sarkıtın ki, insanlar Kanuni bile bu dünyadan eli boş gitti desinler.”Parayla olan ilişkimi anlatırken sıkça kullandığım bu anekdot, yazımın başlığını belirledi.
Kanuni Sultan Süleyman’ın 16.yüzyılda söylediği bu cümle, her geçen gün biraz daha maddileşen, hırslarına esir olmuş insanların dünyasında daha bir anlamlı bence. Herkesin parayı düşündüğü, her işin para için yapıldığı günümüzde işini düzgün yapmanın, yaptığı işin hakkını vermenin telaşında olan insanların sayısı o kadar azaldı ki.. İnsanların kolayından para kazanma isteği büyüdükçe, gösteriş ve kibir hayatımızda bu şekilde yer aldıkça Kanuni Sultan Süleyman’a daha çok rahmet dileyip, daha çok bu vasiyeti düşüneceğim galiba.
Halbuki söylendiği tarih itibarıyla insanların maddiyatla ilişkisinin bu kadar yoğun olmadığı zamanlarda bile Muhteşem Süleyman, “Kanuni bile bu dünyadan eli boş gitti” diyerek ölümünün yaşayanlara ibret olmasını diliyor. Bunu bile bile birbirinin üstüne çıkmaya çalışan, birbirinin rızkına göz koyan ve artık böyle yaşamanın zorunlu olduğuna inanan insan her şeyi yapabiliyor. Rahmetli dedem, bizim israfa düştüğümüzü gördüğünde “yılan bile toprağı gıdımınan yalar”derdi. Elimizdeki her ne ise düşünmeye başlar, kendimizi o israftan uzak tutmanın yollarını arardık. Bu yüzden şimdilerde bu alışkanlıklarımızdan vazgeçip, hiç dinmeyen bir tüketim çılgınlığının içinde olduğumuzu görmek beni çok üzüyor. Çamaşır makinalarının kıyafetleri bozmadığı, çamaşırların çitilenmediği için daha uzun süre dayandığı günler yaşamamıza rağmen sürekli bir şeyler alma ve saklama çabasındayız. Oysa hâlâ kefenin cebi yok!
Tabi ki bu cümleyi kurabilmek, vicdan, merhamet ve inanç kelimeleriyle hayatımızı devam ettirmek belki de ahiret inancıyla mümkün. Aslında ahiret inancı olmadığında neredeyse bütün kötülüklere kucak açmış oluyor insan. Çünkü yaptığı işin karşılığının verileceğini bilmek insanın tefekkür etmesini sağlar. Günümüzde Yahudilik inancında olmayan “öte dünya” kavramı artık bizim hayatımızda da yok gibi sanki. Kutsal kitabımızda İsrailoğulları’nı konu alan ayetlerde tenkit edilen davranışların çoğu maalesef günümüzde çok yaygın. Para peşinde koşan insanlar, maneviyatının, inancının farkında olmadan yaşadığı için giderek daha seküler bir topluma dönüşmemize sebep oluyor.Ruhumuzu kaybetmek, iç sesimizi dinlememek, çıkarlarımızı ön planda tutmak, bencilliğimizi biraz daha arttırıyor. Yaşadığımız bu olumsuzluklar ve duyarsız bakış açısı hayatımızı daha da zorlaştırıyor. İnsanları kullandığı telefona, bindiği arabaya, giydiği kıyafete göre değerlendirmek bütün hayatı etkiliyor. Halbuki şair Nevzat Çelik gibi yapıp, “gecenin kıyısında durmuşum, kefenin cebi yok, koynuma yıldız doldurmuşum” diyerek hayallerimizin peşinde koşmanın, yüreklerimizi güzelliklerle doldurmanın zamanı belki. Umutlarımızı coşturmanın, güzel ve aydınlık yarınlara ulaşmanın yollarını aramanın zamanı. İnsanlığımızın farkına varıp, iyiliği ve güzelliği yüceltmenin zamanı. Birbirimizin üstüne basmadan, değerlerimizi, maneviyatımızı koruyarak yaşamaya çalışmak, bu zamanda hepimizin düsturu olmalı. Böyle olursa bugünümüz ve geleceğimiz çok güzel hale gelir. Maneviyatını yükselten insanlar, yaşadığı hayatın anlamını bulur ve ardında hoş bir sada bırakabilir bence.
FUNDA BİRSEN- [email protected]