Bir Yokuşta Kaybolmak

Sırtını dayadığı Ahır Dağı’ndan Maraş ovasına doğru uzanan bir yerleşime sahip kentimizde, bu yerleşimin doğal sonucu olarak yokuşlar vasıtasıyla ulaşım sağlanabilmektedir. Aklıma ilk gelenler: Kanlıdere Yokuşu, Tekke Yokuşu, Uzunoluk Yokuşu ve Maraş’ın alâmeti farikası Bahtiyar Yokuşu. Bahtiyar Yokuşu’nu özel kılan ise bulunduğu konum. Çünkü,Kanlıdere Köprüsü’nden Kurtuluş İlköğretim Okulu’na doğru giden yolu Şekerli Cami ve Sarayaltı Caddesi’ne bağlayan ağaç kavşaktan, eski zamanlarda özellikle Çete bayramının kutlandığı Turan Meydanı’ndan kuzeydoğuya doğru çıkan dik yokuşun adı Bahtiyar. Bahtiyar adını, yokuşun başında Kurtuluş Savaşı’ndan kalan mermi izlerini taşıyan ve 6 Şubat depreminde tamamen yıkılan Şıh Turan Cami’nde eğitim veren bir alimden aldığı söylense de “bu dik yokuşu sağlıkla çıkan her insan bahtiyar olur” demek ve bu yüzden adının Bahtiyar Yokuşu olduğunu anlatmak daha keyifli bence.

Bahtiyar Yokuşu’nun güzelliği, daha yokuşun başında yine depremde yıkılan Kocabaş Konağı’nın komşusu olan evin duvarındaki sokak çeşmesiyle kendini belli eder. Hemen üstündeki Küçükarık Taziye Evi, Maraş’ın ilk betonarme yapılarından birisidir. İki katlı evin, kocaman çınar ağaçlarına sahip arka bahçesinden Maraş kalesini ve tarihi dokuyu izlemek, daha en başından yokuşun gizemini çözmeye çalışmak çok keyiflidir. Taziye evinin karşısındaki iki katlı evin merdivenleri yokuşa bakıyor ve evde yaşayan teyze merdiven sahanlığına yerleştirdiği teneke saksılarında bilinen adıyla şebboy, yöresel adıyla mentur çiçekleri yetiştiriyor. Yokuşun fuşya renkli güzelleri bize mihmandarlık edip hemen üstündeki güzelim çam ağaçlarını saklayan Hacı Osman Arıkan evine yönlendiriyor. Almaşık düzende örülen taş duvarlı, kemerli, enikli kapının arkasında mahremiyetle korunmuş çok güzel bir ev bizi selamlar. Bu evin bitiminde, yokuşun düzleştiği noktadaEşbahların ve Ekerlerin sıra evleri, geleneksel mimariyi yaşatan duruşlarıyla bizi yokuşun neredeyse tam da ortasına getirir.

Yokuşun düzlendiği küçük meydandan sola dönünce enikli kapısı, cumbaları ve kim geldi penceresiyle bildiğimiz, bahçesinde hamamı olan ve maalesef depremde yıkılan Hasan Arıkan evi, burada yaşadığım ilginç bir anıyı hatırlatır bana. Sanırım 2021 yılının şubat ayının sonlarında Maraş’ta yapılan Tarihi Kentler Birliği toplantısına bir şekilde dahil olmuştum ama yurdun dört bir yanından gelen misafirlerle henüz bir bağ kuramamıştım. Misafirler Hasan Arıkan evinin geniş bahçesine toplanınca, hamama giden yolda, en muhteşem çiçeklerini açan badem ağacını görünce dayanamayıp birden Aziz Nesin’in,

“Sen ağaçların aptalı

Ben insanların

Seni kandırır havalar

Beni sevdalar

Bir ılıman hava esmeye görsün

Düşünmeden gelecek karakışı…

Açarsın çiçeklerini…

Bense hayra yorarım gördüğüm düşü...

Bir güler yüz bir tatlı söz…

Açarım yüreğimi hemen

Yemişe durmadan çarpar seni karayel

Beni karasevda…” dizeleriyle başlayan “Arkadaşım Badem Ağacı” şiirini okuyunca birden koca bahçede bir alkış tufanı koptu. Böylece ortamda bulunan herkes için ev ile şiiri buluşturan ortak bir anı oluştu, benimde hayatıma farklı kentlerden pek çok meslektaşım girdi.

Küçük meydandan sağa dönünce ise karşımızda Divanlı Cami’nin taş minaresi dururdu. Ancak ne yazık ki depremde minare yıkıldı, camide bayağı hasarlı. Divanlı Cami’nin önünden geçen yol Kuyucak Hamamı’nın dik yokuşuna bağlanır. Yani Kocabaş Konağı’nın baktığı ağaç kavşakla başlayan Bahtiyar Yokuşu, Divanlı Cami’nin bitimindeki yolun Kuyucak Yokuşu’na bağlanmasıyla sonlanır. Depremden sonra eski haline nasıl gelir bilmiyorum ama tarihi kent dokusunda bir gezi yapılacaksa eğer mutlaka Bahtiyar Yokuşu’na uğranmalıdır. Maraş’ın eksik olmayan poyrazı çoğu tescilli güzelim evlerin içinden geçerken, bir kez daha atalarımızın düşündüklerine, yaptıklarına hayran olmamızı sağlar. Zaten bu yüzden kültürel mirasımızı, tarihimizi bizden sonraki kuşaklara aktarmak çok önemlidir. Bunu başardığımızda hem bize bırakılan kültürel mirasımızı hem insani değerlerimizi korumamız kolaylaşacaktır. Ancak yaşadığımız büyük depremden sonra tarihi kent dokusunda da hasarlar oluşmuştur. Sevindirici olan özellikle tescilli yapılarımızın çoğunun ayakta kalmasıdır. Ayakta durmaları gerekli onarımlarla bizimle yaşamaya devam edeceklerini göstermektedir. İnşallah bu iyileştirme süreci en kısa zamanda tamamlanır ve kent dokusu içinde dolaşırken enikli kapıları, çeşmeleri, cumbaları, sokakta oynayan çocukları ve sokağa açılan pencerelerdeki teyzeleri, amcaları görebiliriz.

FUNDA BİRSEN-mimar, koruma uzmanı